Emin Saraç Hocaefendi ile hasbihâl!

“`html

Ulema Geleneğinin Son Temsilcisi: Emin Saraç Hocaefendi ile Röportaj

İlim Yayma Cemiyeti Bülteni’nde gerçekleştirilmiş olan Emin Saraç Hocaefendi ile yapılmış önemli bir röportajı sizlerle paylaşıyoruz.

Bize Kısaca Kendinizden ve Ailenizden Bahseder Misiniz?

Bismillahirrahmanirrahim. Ben Tokat’ın Erbaa ilçesine bağlı Tanova kasabasında doğdum. Dedem, Nakşibendî tarikatının önemli simalarından birisiydi; Üzeyir Efendi. Niksar’da, Mahmud Hüdâyi Hazretleri’nin talebesi olan Osman Keşfî Efendi, cami ve medresede görevliydi. Ayrıca Bahrullah Efendi’nin de halifesiydi.

Babanız ve Anneniz Hakkında Ne Söyleyebilirsiniz?

Babam, Hafız Mustafa Efendi, dinî eğitime oldukça önem veren bir insandı. Annemle birlikte teheccüde kalkar, bizi de eğitmek için erkenden uyandırırlardı. Sabah namazına kadar Kur’an okumamız, ardından derslerimizi gözden geçirmemiz gerekiyordu. O dönemde, ilkokulda Allah’a karşı inkâr edici şeyler söyleniyordu. Babam, o çalkantılı dönemlerde bizi hafızlığa da yönlendirdi, elhamdülillah. 1940 yılında, abimle birlikte Niksar Arasta Camii’nde mukabele okumaya başladık. 1941-43 yıllarında ise Ramazan aylarında Merzifon’da mukabele okuduk.

Baskılarla Karşılaştınız Mı?

Baskı görmedim ama babam bu duruma maruz kalmıştı. Babam, bizi okutmaya başladığında jandarmalar tarafından gözaltına alınmıştı ve o an korkmuştuk. Ona “Arapça ders vermek yasak, neden hâlâ bu konuda eğitim yapıyorsun?” demişlerdi. Babam ise, “Ben çocuklara Kur’an öğretmekteyim, başka bir şey değil,” yanıtını vermişti ve bu sırada gözyaşlarına boğulmuştu.

Babanız ceza aldı mı?

Evet, altı ay hapis cezası aldı. Ama şükürler olsun ki o günler geride kaldı.

İstanbul’a Geçelim!

İstanbul’da altı yedi yıl eğitim aldık. Ancak Ali Haydar Efendi’nin her zaman söylediği gibi: “İlim burada bitmez.” Mısır’a gitmek gerektiğini vurgulardı. Biz de Allah nasip etti, Mısır’a gitmek için yola çıktık.

Mısır’daki Deneyimleriniz Nasıldı?

1950’lerin başında Mısır’daydık. İlk etapta imtihan edildik ve hafız olduğumuz zaman oldukça şaşırdılar. O dönemde Türkiye’den hafız yetiştirilmesi büyük bir olaydı. Sorduğunuz soruların çoğunu başarıyla cevaplayınca liseye kaydımız yapıldı. Külliyetü’ş-Şeria tercih ettim ve Allah’a şükür kazanmayı başardım. İkindi namazından sonra Zahidü’l-Kevserî Hocamız’la tanıştım; derslerime devam edeceğim için beni tebrik etti.

Osmanlı’dan Kalma Vakıflar Varlığını Sürdürüyor Muydu?

Evet, Osmanlı döneminden kalma birçok vakıf, Mısır’da öğrenciler için maddi destek sunuyordu. Fakat Abdunnâsir yönetimiyle bu vakıfların tamamı kapatıldı. Durum o kadar kötüleşti ki, Ezher Üniversitesi bile hocalarına maaş ödeyemez hale geldi.

Cemiyetin Kuruluşunu Öğrendiniz Mi?

Mısır’da yaşadığımız dönemde, aniden gelişen olaylarla İlim Yayma Cemiyeti’nin kurulduğunu öğrendik. Mazhar Sündüz Bey, Ali Haydar Hocamızın damadı, büyük bir mektup yazdı ve “Burası da büyük değişiklikler yaşanıyor,” diyordu. Orada, din gayretini benimseyen birçok insan bir araya gelerek Cemiyeti kurma kararı aldılar.

Kurucu İsimlerden Bahseder Misiniz?

  • Vehbi Bilimer: Duygusal bir insandı ve dini hassasiyetleri nedeniyle bazı meselelerde katı tutumlar sergilemişti.
  • Ahmet Çıkrıkçı: Her zaman umut verici bir konuşma tarzına sahipti.
  • Hacı Muharrem İman: Salih bir insan olarak tanıdığım bir tüccardı ve dini ibadetlerine çok dikkat ederdi.

Son Olarak, İlim Öğrencilerine Ne Tavsiye Edersiniz?

İlim talep edenler, bu toprakların İslam tarihinde önemli bir yer tuttuğunu unutmamalıdırlar. İmam Hatip okulları bu mirası yaşatmak için kurulmuştur. İbadetlerinde asla gevşeklik göstermesinler ve Kur’an’ı devamlı okuma alışkanlığı edinsinler. Unutmayın, hakiki bir Müslüman, sadece kendisi için değil, diğer mü’min kardeşleri için de güzel dileklerde bulunmalıdır.

Teşekkür ederiz Emin Saraç Hocaefendi.

Röportajı gerçekleştiren: Recep Kabakçı

Alıntı yapan: M. Fatih Kutan

“`